Latest Posts

Sevgili Ayna : Adho Mukha Svanasana

2 Aralık 2018

Matın üzerinde karşılaştığın insana bak şefkatle ve fark et kim olduğunu ✨

Yogaya başladığım günden beri kulağıma küpe bu öğreti.
Pozun içinde kendisiyle karşılaştığında insan, günlük hayattaki gibi göz ardı edemiyor kendini.
Çünkü o an, o anın içindesin her şeyinle.
Dikkatin, odağın, zihnin, nefesin bedende.
Ve ruhun akıyor; her geçişte farklı bir duygu, her pozda farklı bir tepkiyle. 

O seni konfor alanından çıkaran asana ise sana en güzel ayna. 

Bi’ pozun içerisinde kalmak veya pozdan kaçmak,
Hayatta zorlandığın durumlar yaşadığında, içsel olarak onunla kalmak veya ondan kaçmakla aynı..
Ve bi’ de pozla savaşmak var, hayatla savaşmaya benzeyen.
Kimi zaman alışık olduğun bir akıştan farklı olarak, bi’ poza hiç bilmediğin bir yerden girdiğinde verdiğin içsel tepki, hayatta beklenmedik sürprizlere verdiğin tepki aslında.
Her poz kendi başına bi’ öğreti.

IMG_1070 2.jpg
Benim yolumdaki en güzel ayna, Aşağı Bakan Köpek oldu bu yolculukta.
Omuzlarım geniş ve oldukça kapalı olduğundan, bi’ dinlenme pozu olmasına rağmen kendisi, benim en çok kaçındığım ve fakat kaçamadığım, ısrarla savaştığım asana oldu. Öyle ki, pozda geçirdiğim her nefeste, hayatta nefesimi tuttuğum anlarla göz göze geldim.
Benim için kolay olmayan bi’ durumun içinde, zorlayıcı duygulardan geçerken verdiğim tepkiyle, pozda verdiğim tepki aynıydı.
Nefesimi tutarak, pozla ilgili içten içe şikayet ederek, gözlerim kapalı zamanın geçmesini beklemek..
Tıpkı zor zamanlarda hayatta da yaptığım gibi.

Çok uzun bir süre, Aşağı Bakan Köpek’te fark ettiğim bu tepkiyi göz ardı etmeye çalıştım. Gerçek hayatta böyle olmadığımı, sadece bu pozun beni gerçekten çok rahatsız ettiğini söyleyip durdum kendime ve bunun gibi bi’ sürü bahane..
Taa ki zorlayıcı durumlar içinde, sakince nefeste kalabilmenin de mümkün olduğunu deneyimleyene kadar..

Bu benim hayatın kendisiyle öğrenip, matta uygulamaya başladığım bir öğreti miydi,
Yoksa matta fark edip, hayatımda mı uygulamaya başladım, bunu pek bilemiyorum.
Ve bunun net bir cevabının olduğunu da sanmıyorum.
Bu süreçte kendi yolum için öğrendiğim şey şu;
Yoga hayatımın, hayatım da yogamın ta kendisi.
Ve
 ben bu yolda, yoga ile hayatta, hayattaki deneyimlerim ile de yogada değişmeyi ve dönüşmeyi kalpten seviyorum.

Nihayet Adho Mukha Svanasana benim için de bi’ dinlenme pozu 🙂
Ve fakat şimdilerde başka pozlar oluyor beni gerçekten zorlayan.
Bu gibi durumlarda, gerçekten pozun hissiyle kalabilmek ve zorlandığımda kalbimin atışını, nefesimi, ellerimin sıcaklığını hissedebilmek yapmaya çalıştığım.
Nihayetinde, yogadaki her poz ve hayattaki her deneyim geçici.
Bi’ tarafta gözünü gerçeklere kapatıp, zaman geçsin diye sabırsızlanırken, sıkışık bi’ alanda daha da sıkışmak var,
Diğer tarafta ise o sıkışıklığı rahatlatacak koca bir nefes, koca bi’ içsel alan..
Ve rahatlamasa bile bazen o sıkışıklık,
Bil ki o pozun ve o durumun içinde kalabilecek gücün,
Ve yine tam da orada seni bekleyen küçük bir hediyen var 🙂

Belki sen de bakmak istersin kendine, hayatına, yogana?
Sen o sıkıştığın alana girdiğinde nasıl tepki veriyorsun?
Ve bu tepkiyi biraz olsun yumuşatabilmen mümkün mü?

Namaste

 

Enerji Tasarrufu

Aralık 2017

Evet, 2016 başından beri öğrendiğim en güzel şey: enerji tasarrufu
Her canlının olduğu gibi, bir de enerji bedenim var benim,
Beni “ben” yapan !
Ve ben bu enerji bedenimi nihayet, korumak adına “sağlıklı sınırlar koyabilmeyi” öğreniyorum.
Bu ki, benim yıllardır cebelleştiğim, karanlıklarımın ana kahramanı “sınır koyamamak”..
Bu demek oluyor ki,
Bana iyi gelmeyen
Enerjimi boşa kullanmama sebep olan
Hayat amacıma, bugünüme ve yarınıma hizmet etmeyen
Görüşmek veya konuşmak için çabalamam gereken
Kendiliğinden değil de zoraki gerçekleşen
Akışta olmayıp, aktırmaya çalıştığım
Hiçbir şeyi ve hiç kimseyi hayatımda tutamıyorum.
Tutmuyorum değil, tutamıyorum.
Bu demek değil ki, hayatımdaki insanlarla zerafetle vedalaşmayı öğrendim,
Daha kat edecek çok yolum var..
Ama bu şu demek, zaten bir şekilde bu insanlar ve konular hayatımdan akıp gidiyor..
Bu vedalar bazen hiç olmuyor, olduğunda ise oldukça zorlayıcı geçiyor.
Ama öğreniyorum.
Bu da benim yolum,
Deneyimlemek ve korkacak bir şey olmadığını yaşayarak görmek..
Ve bırakabilmek, insanları ve hisleri.
Kolay değil biliyorum,
Sadece deniyorum..
Mümkün olduğu kadar,
Şefkatle..

Kendi’me Giden Yolda

Nadasa bırakmak lazım, bazen bazı şeyleri.
Tıpkı benim yazmayı bıraktığım gibi.
Son iki senedir öyle yollardan geçiyorum ki,
Bir yere gitmekken eskiden derdim, gitmeye çalıştığım tek yer ben’im son iki yıldır.
Yollar yolları açıyor, yollar kesişiyor, yol ayrımları geliyor.
Ve ilk defa, kabul etmeye çalışıyorum,
Olanı, olduğu gibi..
Ve tüm bu yollardan geçerken, kimi zaman kendi bildiğim kendime yabancılaşıyorum, kimi zamansa hiç bilmediğim bir bana yaklaşırken buluyorum kendimi.
Yeni bir ben yaratmak değil amacım, ben ile buluşmak.
Olduğu gibi kabul ettiğim, olduğu gibi sevdiğim.
Ve bu demek değil ki, bana hizmet etmeyen alışkanlıkları değiştirmeden, kendimi hiç geliştirmeden olduğum gibi yaşayayım.
Ve fakat bu demek ki, o gün olduğum insan ile mutlu olabilmeyi, eksiklerimi ve hatalarımı fark edip, kabul edebilmeyi bileyim.
Ve kabul edebilen ve kabul edemeyen ben’i de olduğu gibi seveyim..

Bugüne kadar dünyanın bir sürü farklı yerine gitme şansım oldu..
Bambaşka kültürler, insanlar, mevsimler tanıdım.
Çok sevdiğim ve dönmek istemediğim yollarım oldu.
Latin Amerika topraklarında yaşadığım farkındalık anları, bitmeyen yolculuklarım oldu.
Ve fakat ben en çok, kendi içime yaptığım yolculuğu sevdim.
İçimdeki binbir dünyayı keşfetmek, fark edebilmek..
Ve bambaşka gözlerle, kimi zaman tanık kalarak kendi yolumu izleyebilmekti bana en iyi gelen.
Ve şimdi biliyorum, insan gitmek istiyorsa yollara düşmesi gerekmez, yetmez..
İnsan kendi içine gidebilir bir ömür boyu,
Ve her gün, her gece bambaşka olan kendisiyle tanışabilir.
Kendime olan bu yolculuğumda,
Bana ayna olan,
Bana sınav olan,
Bana rehber olan,
Her ruha..

Namaste

Asla

Haziran 2018

Kendime yola çıkalı baya olmuş, farkında değilmişim.

Segovia, Aralık 2012
İlk defa tek başıma yola düştüğümü sanarken ben, meğersem ilk defa içime düşmüşüm.
Cebimde Madrid’den Paris’e tek yön bir uçak bileti ve sırtımda minik bir sırt çantası.
Bu, kendi başına bir hikaye.
Diğer her yol hikayesi gibi..

Olympos, Mart 2015
Kendime çıktığım yolculuğun bilinçli olarak başladığı yer ve zaman.
O zamanlar adını koyamamış olsam da, ‘gitmek’ kavramının benim için değiştiği yer.
Nereye gidersen git,
İçinedir yolculuğun !
Ne kadar uzun gidersen git,
İçin kadardır yolun.

Herkes gibi, benim de oldu büyük laflarım bu yolda..
Taa ki ettiğim büyük lafların hepsini bir bir yaşadığımı fark edene kadar.
Ve bir de şimdilerde bırakmaya çalıştığım fakat bugünlere kadar çokça kullandığım “Asla…”.
Kimi zaman karakterimizin oturduğunu düşünerek kurduğumuz,
“Ben asla..” ile başlayan o büyük cümleler..

İnsan olduğumuzu unutarak,
Ve yolda değiştiğimizi..
Evet insanız biz.
Ve evrendeki diğer her şey gibi,
Değişiyoruz.
An be an..
Fark etmesek de..
Hayatlarımızın değiştiğini kabul etmek istemesek de..

Değişmek illa ki büyümek değil.
Kötüden iyiye bir yolculuk da değil,
İyi veya kötü de değil,
Ve fakat günün sonunda DEĞİŞİYORUZ !
Bir kalıba sokmak gerekmiyor değişimi bana göre..
Sadece kabul etmek gerekiyor.
Değiştiğimizi ve hep de değişeceğimizi..
Bu sebeple de, o çok sevdiğimiz ASLA’lar ile yaşayamayacağımızı bir ömür.

Son üç yılda bıraktığım veya beni bırakan bir çok şey oldu.
İnsanlar
Davranış modelleri
Alışkanlıklar
Besin maddeleri

Ve her seferinde aynı şeyin nasihatını aldım.
“Asla deme..Varsayımlarda kaybolma”
Açıkçası ilk zamanlar tam olarak kastedileni anlamadım.
Zihnim arka planda sürekli çalışıyor tabi, kendisi hayatımızın en güçlü muhalifi.
“Nasıl yani. Asla asladır. İstemiyorum ve istemeyeceğim ki..Büyük konuşmamak değil bu, kendini tanımak.”
Direndim !
Taa ki tanıdığımı sandığım kendimin ve yaptığım seçimlerimin, her gün değişebileceğini anlayana kadar..

Belki bir gün gelecek ve ben bugün istemediğim bir çok şeyi istiyor olacağım.
Belki tam tersi, bugün tercih ettiklerimi yarın tercih etmeyeceğim.
Neden olmasın?
Garantisi mi var?
Neyime güvenmek ki bu?
Bunu okurken, sizin de muhalif zihinleriniz araya giriyor olabilir..
“Neyine olacak, karakterine.”
Ve güzel haber,
Karakter dediğin, ben dediğin, benim seçimim dediğin her şey de bir gün değişebilir.
İlla büyük değişiklikler olmak zorunda değil hayatında veya karakterinde.
Ve fakat, çoğu zaman küçük değişiklikler büyük değişimleri getiren..

En somut örnek, yoga eğitmenlik eğitimim süresince seçtiğim ‘Tapas”.
Tapas Yoga öğretisinin temelinde yatan ilkelerden biri ve Sanskritçe’de “içinde yanan ateş, tutku, öz disiplin”..
Beni bilen gerçekten bilir ki, “tatlı” benim için bir keyif, bir tutku.
Sağlıklısını bulursam ve yaparsam ne âlâ…
Mesela dondurma..
Toplarca, kilolarca yediğim..
Kimi zaman şeker komasına girmekten korkarcasına, hunharca sevdiğim.
Uzun lafın kısası, Yoga yolculuğumuzda Deniz Hoca & Taner Hoca, bize bir “tapas”, tutkuyla bağlandığımız ve fakat hayatımızda işlevsel olmayan bir alışkanlığımızdan eğitmenlik süresince uzak durmamızı istediklerinde, aklıma ilk gelen şey : TATLI !

Herkes teker teker sıralarken, dilimin ucunda ve söylemeye korkuyorum.
Altı ay tatlısız nasıl geçer hayal bile edemiyorum o zamanlar!!!
Tarih : Ocak 2018
Ve endişe dolu yüzüme şahit olan Taner Hoca,
“İşte tam da o söylemeye korktuğun şey Kübra” diye dürtüyor beni..
Ve ağzımdan çıkıveriyor..
“Tapasımı şeker olarak seçiyorum ve şekeri bırakıyorum”
Zihnim zangır zangır titriyor, sevgili muhalefet..
“Bırakamazsın ki. Nasıl bırakacaksın..Çok mutsuz olursun. Bence hemen değiştir Kübra..”
Ve geldiğimiz noktada şekersiz geçirdiğim 6. ayın içindeyim..
Şurada kaldı inzivaya 20 gün..
Ve bu demek oluyor ki, 20 gün sonra bilimum dondurma ve dışarıdaki her türlü tatlıyı yiyebilirim.
Ve fakat istiyor muyum?
Şimdilik tercih etmiyorum, istemiyorum.
Ve yarın ne olacağını bilmiyorum..
( Zihnim fırlıyor aradan, yaramaz bir çocuk gibi : ASLA! )
Hiçbir şeyi değilse bile, Asla dememeyi öğrendim bu yolculukta..

Ve bu yolda, bir gün Deniz hoca ile zihin, vrittiler ve ahamkara’dan bahsederken ( başka bir yazının konusu olacak kadar uzun ve derin konular )
Deniz hoca soruyor tüm zerafetiyle :
“Sizce bir yoga hocası vegan mı olmalıdır? Veya alkol ve sigara tüketmesi yanlış mıdır?”
Bazılarımız çok sert ve kesin çizgilerle “Asla!” diye tepki gösteriyor.
Ve fakat, bakıyorum içime..
Asla diyecek bir şey yok ki..
Nasıl bu kadar büyük konuşabilirim?
Nereden bilebilirim yarın canımın alkol almak isteyip istemeyeceğini..
Ve nereden bilebilirim, yarın bir hastalığa yakalanıp yakalanmayacağımı,
Tek çözümün ise etteki proteinde olmayacağını..

Asla; evrenin tüm olasılıklarını hiçe sayıp, evreni ve işleyişini kontrol etme isteğinden başka bir şey değil bana göre.
Ve güzel haber,
Kontrol ettiğimizi düşündüğümüz hiçbir şey kontrolümüz altında değil.
Ve biz, küçük insancıklar,
Her şey ve her şey bizim için..
Belki sen de, eğer benim gibi “asla”ların varsa,
Belki bırakmayı değil ama onlara bi’ bakmayı deneyebilirsin..
Ve belki kabul edebilirsin, akışı, zamanı, değişimi.
Böylelikle, belki kendine uyguladığın şiddet bir nebze olsun azalır.
Ve belki, bir zamanlar “asla” dediğin şeyi ister bulursan kendini günün birinde,
O gün kendini isteklerinden dolayı suçlamak yerine,
Belki kabul edersin değişimi..
O an olduğun “sen”i..

Namaste

 

 

Mindfulness : The Presence of Now As It Is

November 4th, 2018

The concept of Mindfulness that we come across often these days, is a secular Buddhist tradition developed 2500 years ago and called Sati at the time. Sati is the first of the seven mental capacities towards enlightenment  in the Buddhist practice. It is first translated into English as Mindfulness in 1881. Although it seems like it is associates with thinking since there is mind in the word itself, according to Buddha it actually means full awareness of now.
There exists various understandings on Sati / Mindfulness in different traditions, the contemporary definition of Mindfulness is done by Jon Kabat Zinn who is the founder of Mindfulness Based Stress Reduction Clinic in USA.

Mindfulness; according to Kabat Zinn is an awareness state that rises when we bring our non-judgemental attention to the experience now with openness, kindness and compassion. It is not focusing the mind on something but being open to what that experience brings you in that specific moment, physically, emotionally and mentally. It is not about preventing the mind to think or to monkey from one subject to another but it is observing the mind’s movements from one thought to another while experiencing the moment. It is an open consciousness state where we become a neutral observer of the presence of now as it is. As Godfrey Devereux expresses, mindfulness is not feeling lost even when you are lost..

As the observer, we observe the inside and the outside world in a full pack.
It basically means that, while bringing our attention to the experience;
we are aware of the outside state,
watching what is going on inside,
observing the inner reflections to the outer distractors,
looking at the thoughts and emotions coming up at that specific moment
and being in all without any attunement.

During a mindfulness practice, the mind tries its best to categorise things, feelings, to analyse thoughts and to judge what is going on and why. There might be thoughts coming up like “Aha, my stomach is constrained now because of this smell brought me back to that memory..” or “That feeling is pain and why do I feel it? I was over it!”.
In mindfulness what we look for is to let go of looking for and to be in the experience with our full presence, with the presence of heart & mind & body without holding onto anything. 

mindfulness
– Japanese kanji symbol for Mindfulness –         Being Now & Here with the presence of Heart         

So if mindfulness does not aim to change the status, then why do we become mindful in our experiences? 

The practice of mindfulness does not aim to change the experience itself. It just creates us the capacity and space “to be” with our experience. In a world of “to do” it is valuable to practice how “to be”.
If mindfulness aimed to change the experience, we would not be able to practice it in the real world. We all need to admit that, the real world is beyond our control and we never have the control on it. We only can develop the capacity to stay still with what is going on. This does not mean that we do not react or we do not take actions. This means that we do everything we do because we choose to do so consciously.

Being with the experience has a lot of reflections in the real life but basically the message is this :

“Do whatever you do because you choose to do so and be in whatever & wherever you are with your whole presence.”

If you are eating your dinner, just be with the food with all of your presence, awareness and attention. Just feel what you are eating, how it tastes like, how it makes you feel inside, how it smells.. And enjoy the moment of eating!

If you smoke, mindfulness will not stop you smoking. If you smoke, feel it with all of your presence. Choose to smoke consciously if you are gonna smoke. Not because you are tired, you want a break, you are angry or anxious, smoke because you choose to smoke. And while smoking, attend to the experience with all your presence, smell it, feel how it affects the internal weather, taste it, be with it and enjoy it..

And just for today, try to be in the experience whatever the experience is at the moment. Just look how does it feel like to be with those feelings, thoughts and outer reactions ? It may not always be easy and smooth. Some experiences may make you feel great, some may flow easily but some may make you feel stuck..And that is totally okey..
Some days may flow but some may require more energy and effort from your side..

Just for today, try to be in the experience as it is. Not trying to change it or manipulate it mentally, not trying to avoid it by attending the attention to other stuff.

Within the existence of now, with every breath, you inhale now and exhale the future and the past..

Just be with what is going on as it is..And observe what is going on inside & outside at that specific moment;

Compassionately,
Openly,
Kindly,
And non-judgementally..

Give it a try ! 

Namaste

PS : A big thank you to David Cornwell & Jon Kabat Zinn & Godfrey Devereux & Deniz Bağan & Banu Çeçen for lighting up this awareness within me..

Hazır Mısın?

30 Eylül 2018

Günlerden Çarşamba, saat sabah 8.
Sonbaharın kendini hatırlattığı günlerdeyiz.
Uzun bir aradan sonra, yağmur tüm coşkusuyla sokaklarda..
İnsanlarda sabah işe yetişme telaşı..
En sevdiğim fırına uğramış, kendime sıcacık, ekşi mayalı bir poğaça almışım.
Arabaya binip, işe doğru devam edeceğim diye düşünürken ben, hayatın başka planları varmış benim için 🙂
Arabanın yanında bir kedi..
Baya baya ev kedisi, gri, upuzun ve bakımlı tüyleri,
Yemyeşil şeffaf gözleriyle,
Gözünü bana dikmiş “sev beni” diyen bir Scottish kendisi.
Boynunda eski bir tasma..
Aklımdan ilk geçen şey ya kayıp ya da sokağa terk edilmiş..
Zihnimde küçük bir düşünce fırtınası, ne yapmalı, nasıl olur da sahibini bulmalı derken,
Arabanın kapısını açıyorum çantamı bırakmak için ve bizimki atlıyor içeri.
Gayet koltuğa da yerleşiyor hani.
Belli ki arabaya alışık, yağmuru da sevmiyor pek..IMG_7481

Yapabileceğim tek şey, sahibini bulana kadar miniğin benimle kalması ve o sırada ilan falan çıkmak..
Her zaman şöyle bir ihtimal de var, sahibi hiç bulunmayabilir, sokağa terk edilmiş olabilir.
İşte bu ihtimali fark ettiğimde, sevecenlikle geçiriyorum içimden;
“Eğer sahibini bulamazsak benimle yaşar, hem Mia’ya da arkadaş olur..”
Bu arada, ofise doğru yol alırken arabada gayet kucağıma yerleşip kendini güzelce okşatıyor, sanırım bana alıştı bile..
Kendimi bir an için bir sürü plan yaparken buluyorum, sanki dünden hazırım bir kedi sahiplenmeye..
“Mia’nın yatağını şuraya yerleştiririz, kalorifere de bir yatak alırız minnoşa..Tabi şimdi ayrı su ve mama kabı da lazım…”
Sanki kırk yıldır kedi beslermişçesine, her şeyi kafamda hallettim bile !
Bu arada ofise geliyoruz ve bir posta da ofiste sevdiriyor kendini..
İnsanlar soruyor haliyle; “Peki ya sahibini bulamazsan?”
Cevap çok basit, sahibini bulamazsam tabi ki benimle kalacak..

Bizimki ofise alışmış, etrafta gezinirken içeri Özge giriyor..
Kendisi tanıdığım en iyi gözlemci bu arada 🙂
“Aaaa ben bu kediyi tanıyorum..Bu bizim pilates stüdyosunun apartmanındaki kedi..” diyerek şoka uğratıyor bizi..
Hayat farkında olmasak da küçük mucizelerden ibaret değil mi ?
Sen git koca Bağdat Caddesi’nde kaybol ve gel beni bul kedi..
Ve yine tesadüfen Özge de seni tanıyor olsun..
Hepimiz rahat bir nefes alıyoruz tabi.
Bizimkini kucakladığım gibi sahibine götürüyorum..
Sahibi de yazık, endişelenmeye başlamış gelmeyince kedisi.
Rahat bir nefes alıyorum,
Teşekkür ediyorum hayata,
Bizi karşılaştırdığı için..

Kalp hafifliğiyle işe dönerken soruyorum kendime..
“Evet, ben kedinin karşısına çıktım sağsalim eve dönebilmesi için de,
Peki kedi neden benim karşıma çıktı?”

Kalbim sanki hep bu soruyu sormamı beklemiş gibi kelimeleri döküyor dilimden..

Bazen bazı şeylere hazır olmak için çabalıyoruz, çalışıyoruz,
Zamanlamalar, planlamalar yapıp duruyoruz.
Halbuki bazı şeylere ne kadar istese de hazır olamıyor insan, taa ki o an gelene kadar..
O hazır olmadığını düşündüğün şey ansızın oluverdiğinde, olanı kalpten kabul edebiliyorsan, zaten hazırmışsın..

Son bir yıldır Mia’ya kardeş sahiplenme planları zihnimde dolanıp duruyor..
Evde yalnız olduğunda vakit geçirebileceği bir arkadaşının olması hoşuna gider diye düşünüyorum.
Kimi zaman oturup ciddi ciddi düşünüyorum bunu.
Çoğu zaman zihnimin çıkardığı sonuç şu;
“Evde iki canlıya bakmak çok daha fazla efor, zaman ve maddiyat gerektiren bir gerçek. Ve sanırım evin üçüncü üyesine hazır değilim henüz..Ama şartlar daha uygun olduğunda, elbette çok istiyorum..”
Bu “hazır olmama hali” kimimiz için bir hayvan sahiplenmek iken, kimi için daha büyük kararlar da olabiliyor; evlenmek, çocuk sahibi olmak, şehir değiştirmek, ülke değiştirmek, kurumsalı bırakmak, meditasyona veya yogaya başlamak..
Kendini hazır hissetmediğin ne varsa, o..
Bana gelen küçük misafir sayesinde anlıyorum ki, her zaman her duruma hazır olmak mümkün değil.

Lakin beklemediğin bir anda, hayatın aniden oluşan bir durum varsa,
Ve eğer korkularınla olanı reddetmek yerine,
Şefkatle misafir edebilirsen olanı,
Zihnin yargılarını kovmadan,
Yok da saymadan,
Farkındalıkla ve sadece olanı izleyerek,
Belki bedenin veya kalbin sesini duyarsın sen de..

Dön ve bir an bak hayatına,
Hazır olmadığın anda geldiğini düşündüğün mucizelere..
Ve hatırla,
Doğru olduğunu kalpten bildiğin bir şey için,
Nasıl da hazırmışsın..

Ve belki sor kendine bugün,
Neden bugün bu küçük mucize geliverdi sana?
Neyi fark ettirmek için?

Kalpten hatırla..
Her ne olduysa ve oluyorsa,
Senin istediğin, planladığın şekilde ilerlemiyorsa bile hayat,
Her şeyde, bilmediğin bir hediye saklı.
Reddetmeden sevgiyle olanı kucaklayabilir misin bugün?

Namaste!

 

 

Değişen ve Aynı Kalan Her Şeye

15 Temmuz 2018

2018’in ilk perdesi kapanırken, arada dönüp bakıyorum,
İlk perdede neler yaşanmış diye..
Ve fark ediyorum ki, hayatım spesifik olarak değişmiş olmasa bile,
Dönüşmüş..
Ben,
İlişkilerim..
Bir şeyleri oldurtmamışım da,
Olacak olan kendiliğinden oluvermiş.
Dönüp bir bakmışım,
Kendimi hiç bilmediğim yollarda bulmuşum.
Bazılarında tünelin sonundaki ışığı görememiş,
Kaçıp dönmek istemişim..
Yeniden başlamak,
Yeni bir yerden..
Söylediğim sözleri söylememiş olmak,
Ve bazen de tam tersi,
Söyleyemediğim her şeyi söyleyebilmiş olmak.
Ve sınavlarım her zamanki gibi,
Beklemediğim yerlerden gelmiş.
Ve fakat güzel olan,
Panik yapmamış,
Korkmamış,
Kaçmamışım.
26 yıl sonra, belki de ilk defa hazırmışım.
“Hadi gönder hazırım hayat” diyerek meydan okumuş, beylik laflar etmişim kimi zaman.
Kaybetmekten korkarak yüzleşmekten kaçtığım her an’ı yaşamaya,
Gerçekten olanı olduğu gibi kabul etmeye,
Soramadığım sorulara,
Duymaya cesaret edemediğim cevaplara…

Meğersem koşuyormuşum ben yıllardır,
Ve sanki ilk defa durup nefes almışım
Uzun zamandır, kendi cevaplarımdan korkmadan ilk defa bakmışım kalbime,
Ve sormuşum;
“Nasıl hissediyorsun?” diye..

Ve hayat yine hiç de hazır olmadığım bir yerden göndermiş.
Eblek eblek kalmışım, elim ayağım buz.
“Hadi karar ver bakalım” demiş.
Şimdiki hayatım ve hayallerim arasında bir yerlerde bir karar.
Kolay olmuş diyemem,
Hayli zorlayıcı olmuş aksine.
Her zamanki gibi zihnim;
“Kübra tabi ki gideceksin, bu senin en büyük hayalin !”
Derken kalbim;
“Gerçekten gitmek istiyor musun? Halbuki burada çok mutlusun. Bu kadar şeyi yarım bırakıp gitmek..Kabul et, kalmak istiyorsun.”
Günlerce, haftalarca bu iki uçta gidip gelmişim.
Üstelik bu hayali “Artık gitmek istiyorum” diye diye çağırdığımı bilerek.
Karar zamanı gelmeden itiraf etmişim kendime.
Gitmek istiyormuşum da, şimdi ve bu şartlar altında değil.
En güzeli ise, kabul etmişim,
Değişimi,
Değiştiğimi,
Değişebileceğimi..
Kararlarımın, önceliklerimin, isteklerimin, hayallerimin değişebileceğini kabul etmişim..
Değişim, sandığım gibi bize iyi gelmediğini düşündüğümüz alışkanlıkların ve düşünce yapılarının değişmesi değilmiş.
Değişim, her türlü ve her yöneymiş.
Bir zamanlar arkasına bakmadan koşup gidecek Kübra iken, kalmayı tercih edebilmekmiş.
Ve bunu iç rahatlığıyla kabul edebilmek,
Zihnin oyunlarına kanmadan,
Kendini belirsizliğin güzelliğine bırakıp,
Kalbindeki o hissi yücelterek..
İçimde bir ferahlık..
Olan ve olmayan,
Değişen, dönüşen ve aynı kalan,
Yoluma yoldaş,
Kalbime rehber,
Her şeye
Ve
Herkese
Namaste

 

 

An..

30 Nisan 2018

Hayat,

Nefes gibi bi’ anlık.

Bi’ nefesle değişebilecek kadar.

Bazen bir cümle dudaklardan dökülen..

“Yıllar geçmiş..Nasılsın?”

Bazen an’lık bir karşılaşma, tesadüf sandığımız.

Aklımıza düşen, kalbimize düşen bi’ an, hayatımızı kimi zaman alt üst eden.

Ve yıllar sonra baktığımızda, bir yutkunma ile andığımız..

Bazen bir bakış..

Boğazdan geçmeyen bir kaç lokma.

Bir kaç kelime..

Aslında kastedilmeyen,

Kendimizi korumak, kendimize kendimize kanıtlamak için sarf ettiğimiz;

“Ben mi, çok iyiyim. Ya sen? ”

Bir telefon belki, uzaklardan gelen.

Ve inandığımız herşeyi paramparça eden.

Bir an..

İçimizdeki kuşları göçüren.

Öylesine bi’ teklif bazı bazı;

“Sana bir kahve ısmarlayayım..”

Çoğu zaman önemi yaşanırken fark edilmeyen.

Bir an.

Kendisinden sonraki her an’ı etkileyen.

Haritayı açıp önümüze koyduğumuz,

Ve bir an’lık da olsa, kalbimizin yolumuz olmasına izin verdiğimiz,

Bir an.

Sıradan..

Bir kaç cümle.

Her gün kurduklarımıza benzeyen..

..

“Ben gidiyorum..Benimle gelir misin?”

 

Bazen..

Bazen kabul etmek gerek.
Yorgun
Keyifsiz
Durgun
Ve kimi zaman mutsuz olduğunu.
Olabileceğini..
Olmaya hakkının olduğunu
Ve bu duyguların, sahile vuran birer dalga gibi, gelip geçici olduğunu.
Ve fark etmek gerek;
Yorgunluğun da
Keyifsizliğin de
Durgunluğun da
Ve kimi zaman mutsuzluğun da
“İnsan” için olduğunu..
Ve takılmadan izleyebilmek.
Dışarıdan olan biteni izleyen, yargısız bir tanık gibi..
Duyguların gelip, gittiğini.

Acıyı fark edebilmek ve bu farkındalığa takılmadan tanık kalabilmek..
Nedenini sorgulamadan
Üzerine çok kafa yormadan
Ve fakat,
Kalbin sesine kulak vererek..

Yabani Otlar..

23 Nisan 2018

Son zamanlarda, daha önce hiç keyif almadığım bir uğraş girdi hayatıma.

Toprakla uğraşmak..

Ben ona kısaca “bahçecilik” diyorum.

Benim için evcilik gibi bir oyundu ilk bir kaç hafta.

Taa ki her akşam eve, sabah suladığım minik çimlerin çıkıp çıkmadığını merakıyla geldiğimi fark edene kadar.

Çocukluğumun yılda 3 ayını köyde, bahçede, toprakta ve hayvanlarla geçirmiş olmama rağmen,

Hiç bir zaman toprakla uğraşmayı sevmedim.

Annem ve babam ne kadar meraklılarsa toprağa, ben de hayvanlara düşkündüm bir o kadar, kendimi bildim bileli.

At, inek, manda, buzağı, tavuk, ördek ve çocukluğumdan beri sevdiğim onca köpek.

Ve daha sonra tabi ki gerçek anlamda çocuğum  olan Mia..

Ve fakat, insan değişiyormuş..

Bahçeye atılan minicik tohumların, güneş ve su ile günden güne filizlenmeleri, bende hiç bilmediğim duyguları ortaya çıkardı.

Bahçeyi hazırlıyorsun ilk olarak, ölü toprağından özgürleştiriyorsun nazikçe, ölü toprağını yok saymadan.

Daha sonra, tazecik bir toprak seriyorsun,

Almaya ve vermeye hazır..

Ve sonra minik çim tohumlarını serpiştiriyorsun serdiğin toprağın üzerine.

Çok sık değil ki, çim tohumları nefes alacak alanı bulabilsin.

Çok aralıklı değil ki, toprak boş kalmasın.

Sonra bir kat daha toprak.

Yine en tazesinden.

Sabah akşam su,

Ve doğanın mucizesi güneş.

O minik tohumlar yeşil yeşil filizleniyor günden güne.

Ve bir sabah bir bakıyorsun, yemyeşil çimler karşında.

Eğilip, o yeşil örtüye dikkatlice baktığında fark ediyorsun her bir çim filizinin aslında ne kadar zayıf ve çelimsiz olup, bir araya geldiklerinde, yemyeşil bir örtü oluşturduğunu.

Çimler yeteri kadar uzadığında, boylarını kısaltıyorsun ki,

Köklerinden aldıkları gücü ve besini daha verimli kullanabilsinler.

İşte tüm bu sürece tanık olabildiğinde, bir de şunu fark ediyorsun :

Sen her ne kadar toprağı temizlediğini düşünsen de, çimlerin arasında kendiliğinden çıkan yabani otlar var.

Tıpkı içimizdeki gibi..

Bunu fark ettiğimizde, iki şansımız var insan olarak.

En kolay görünen ve fakat hiç de basit olmayan, yok saymak.

Ve basit ama kolay olmayan ise, özgürleşmeye niyet etmek.

Özgürleşmek, farkına varmayı, izlemeyi, gözlemlemeyi ve en çok da kabul etmeyi gerektiriyor bana göre.

Kabul edeceksin ki, özgürleşmeye niyet edeceksin. Niyet edeceksin ki, adım atacaksın.

Ve başlayacaksın bir yerden..

İşte benim için de tam olarak böyle oldu bahçedeki yabani otları görmek.

Görmek istemedim ilk zamanlar..

Hazır değildim belki, zaman ayırmaya, enerji harcamaya..

Ve bir gün fark ettim ki yabani otların büyüdüğü her alan, çimlerden enerji çalıyor.

Enerji, besin ve zaman..

Ama bu demek değil ki, yabani otlar çirkin ve kötü.

Her biri kendi içinde mükemmel, diğer her şey gibi.

Fakat bir yerden başladım.

IMG_0223.jpg

Elimi attığım ilk yabani otun görünen kısmı küçücüktü, kolay olacak sandım.

Sökmeye başladığımda fark ettm, o küçücük görünen otun kökünün öylesine sağlam ve derin olduğunu.

Kolaycacık bitecek sandığım yabani otları temizlemek, neredeyse tüm günümü aldı.

Bahçeyi temizlerken anladım ki, hayatımız da bizim bahçemiz.

Kalbimiz, evimiz..

O bahçede çoğu zaman istemediğimiz, geçmiş travmalarımızdan, aile hikayelerimizden ve deneyimlerimizden gelen yabani otlar saklı.

Ve biz çoğu zaman, o otları ya görmek istemiyoruz ya da görmemize rağmen, adım atmaya hazır olmuyoruz.

Ve bazen de, söküp atmak istediğimiz onca yabani ot varken, hangi birinden başlayacağımızı bilemiyoruz.

İlk zamanlar, eğer acemiysek benim gibi, yabani otu söküp attığımızda geçip gidecek sanıyoruz herşey.

Fakat ne zaman ki zerafetle bakıyoruz, fark ediyoruz ki yabani otun kökeni çoook derinlerde saklı.

Her ne kadar biz onu söküp atsak da köküne inmeden,

Yine ve yeniden aynı konular, farklı şekillerde çıkıyor karşımıza.

Ne zaman ki toprağa dokunuyoruz, şiddet uygulamadan zerafetle ve sabırla köküne iniyoruz, üzerinde yeteri kadar zaman harcayarak nezaketle çekip çıkarıyoruz kökü,

O zaman iyileşiyoruz..

Bahçeye gelince, tek tek ve zerafetle söktüm yabani otları..

Ve ölü toprağını da temizledim onlarla birlikte..

Önce bir sürü boşluk oluştu bahçede..

Güzel olan şey ise, artık o boşlukları nasıl doldurabileceğimi biliyordum..

Her bir boşluğu toprak ile doldurdum, en tazesinden..

Ve sonra, minik çim tohumlarını serdim, üzerine yine toprak..

Herşey bittiğinde, bahçedeki çimler arasında boşluklar kaldı, toprak toprak görünen..

Her ne kadar şimdi sırıtsa da boşluklar, bir kaç haftaya minik çim filizleri çıkacak yeniden.

Belki yeni olduklarını belli edecekler, belki diğerlerine yetişmek için daha çok zamana, suya, güneşe, enerjiye ihtiyaç duyacaklar.

Tıpkı içimize ektiğimiz yeni filizlenen tohumlar, kazanmaya çalıştığımız alışkanlıklar gibi.

Ve fakat anlamalıyız ki bu bir yarış değil.

Yeteri kadar zamanımız var bahçemizi yeşillendirmek için..

Dahası, mükemmelin peşinde koşmak da değil yaşamak..

Belki bir kaç zamana, yeni yabani otlar fark edeceğim bahçede..

Belki yenilerine vesile olacak deneyimlerim..

Belki de, şu an için bana masum görünen diğer aykırı otları ayıklamaya hazır olacağım ve o zaman, tekrar sıvayacağım kollarımı..

Ellerim yeniden toprak kokacak..

Oturup tekrardan ineceğim köklerine, birer birer ve nazikçe..

Sonra, o boşlukları yeniden dolduracağım toprakla, serpeceğim çim tohumlarını..

Ve bahçede yine oluşacak o boşluklar..

Belki Mia kazacak toprağı ve özenerek beslediğim çimlerin bir kısmı solacak belki..

İşte o zaman, herşey yeniden başlayacak..

Tıpkı hayat gibi..

Artık biliyorum ki, mükemmel yemyeşil bir bahçeye sahip olmak değil yaşamak ve fakat kabul edebilmek bahçenin döngüsünü..

Tıpkı yaşamın döngüsü gibi..

Ve hayat, doğada saklı..

Bakıp, görmeyi bilebildiğimizde..

Namaste