23 Nisan 2018

Son zamanlarda, daha önce hiç keyif almadığım bir uğraş girdi hayatıma.

Toprakla uğraşmak..

Ben ona kısaca “bahçecilik” diyorum.

Benim için evcilik gibi bir oyundu ilk bir kaç hafta.

Taa ki her akşam eve, sabah suladığım minik çimlerin çıkıp çıkmadığını merakıyla geldiğimi fark edene kadar.

Çocukluğumun yılda 3 ayını köyde, bahçede, toprakta ve hayvanlarla geçirmiş olmama rağmen,

Hiç bir zaman toprakla uğraşmayı sevmedim.

Annem ve babam ne kadar meraklılarsa toprağa, ben de hayvanlara düşkündüm bir o kadar, kendimi bildim bileli.

At, inek, manda, buzağı, tavuk, ördek ve çocukluğumdan beri sevdiğim onca köpek.

Ve daha sonra tabi ki gerçek anlamda çocuğum  olan Mia..

Ve fakat, insan değişiyormuş..

Bahçeye atılan minicik tohumların, güneş ve su ile günden güne filizlenmeleri, bende hiç bilmediğim duyguları ortaya çıkardı.

Bahçeyi hazırlıyorsun ilk olarak, ölü toprağından özgürleştiriyorsun nazikçe, ölü toprağını yok saymadan.

Daha sonra, tazecik bir toprak seriyorsun,

Almaya ve vermeye hazır..

Ve sonra minik çim tohumlarını serpiştiriyorsun serdiğin toprağın üzerine.

Çok sık değil ki, çim tohumları nefes alacak alanı bulabilsin.

Çok aralıklı değil ki, toprak boş kalmasın.

Sonra bir kat daha toprak.

Yine en tazesinden.

Sabah akşam su,

Ve doğanın mucizesi güneş.

O minik tohumlar yeşil yeşil filizleniyor günden güne.

Ve bir sabah bir bakıyorsun, yemyeşil çimler karşında.

Eğilip, o yeşil örtüye dikkatlice baktığında fark ediyorsun her bir çim filizinin aslında ne kadar zayıf ve çelimsiz olup, bir araya geldiklerinde, yemyeşil bir örtü oluşturduğunu.

Çimler yeteri kadar uzadığında, boylarını kısaltıyorsun ki,

Köklerinden aldıkları gücü ve besini daha verimli kullanabilsinler.

İşte tüm bu sürece tanık olabildiğinde, bir de şunu fark ediyorsun :

Sen her ne kadar toprağı temizlediğini düşünsen de, çimlerin arasında kendiliğinden çıkan yabani otlar var.

Tıpkı içimizdeki gibi..

Bunu fark ettiğimizde, iki şansımız var insan olarak.

En kolay görünen ve fakat hiç de basit olmayan, yok saymak.

Ve basit ama kolay olmayan ise, özgürleşmeye niyet etmek.

Özgürleşmek, farkına varmayı, izlemeyi, gözlemlemeyi ve en çok da kabul etmeyi gerektiriyor bana göre.

Kabul edeceksin ki, özgürleşmeye niyet edeceksin. Niyet edeceksin ki, adım atacaksın.

Ve başlayacaksın bir yerden..

İşte benim için de tam olarak böyle oldu bahçedeki yabani otları görmek.

Görmek istemedim ilk zamanlar..

Hazır değildim belki, zaman ayırmaya, enerji harcamaya..

Ve bir gün fark ettim ki yabani otların büyüdüğü her alan, çimlerden enerji çalıyor.

Enerji, besin ve zaman..

Ama bu demek değil ki, yabani otlar çirkin ve kötü.

Her biri kendi içinde mükemmel, diğer her şey gibi.

Fakat bir yerden başladım.

IMG_0223.jpg

Elimi attığım ilk yabani otun görünen kısmı küçücüktü, kolay olacak sandım.

Sökmeye başladığımda fark ettm, o küçücük görünen otun kökünün öylesine sağlam ve derin olduğunu.

Kolaycacık bitecek sandığım yabani otları temizlemek, neredeyse tüm günümü aldı.

Bahçeyi temizlerken anladım ki, hayatımız da bizim bahçemiz.

Kalbimiz, evimiz..

O bahçede çoğu zaman istemediğimiz, geçmiş travmalarımızdan, aile hikayelerimizden ve deneyimlerimizden gelen yabani otlar saklı.

Ve biz çoğu zaman, o otları ya görmek istemiyoruz ya da görmemize rağmen, adım atmaya hazır olmuyoruz.

Ve bazen de, söküp atmak istediğimiz onca yabani ot varken, hangi birinden başlayacağımızı bilemiyoruz.

İlk zamanlar, eğer acemiysek benim gibi, yabani otu söküp attığımızda geçip gidecek sanıyoruz herşey.

Fakat ne zaman ki zerafetle bakıyoruz, fark ediyoruz ki yabani otun kökeni çoook derinlerde saklı.

Her ne kadar biz onu söküp atsak da köküne inmeden,

Yine ve yeniden aynı konular, farklı şekillerde çıkıyor karşımıza.

Ne zaman ki toprağa dokunuyoruz, şiddet uygulamadan zerafetle ve sabırla köküne iniyoruz, üzerinde yeteri kadar zaman harcayarak nezaketle çekip çıkarıyoruz kökü,

O zaman iyileşiyoruz..

Bahçeye gelince, tek tek ve zerafetle söktüm yabani otları..

Ve ölü toprağını da temizledim onlarla birlikte..

Önce bir sürü boşluk oluştu bahçede..

Güzel olan şey ise, artık o boşlukları nasıl doldurabileceğimi biliyordum..

Her bir boşluğu toprak ile doldurdum, en tazesinden..

Ve sonra, minik çim tohumlarını serdim, üzerine yine toprak..

Herşey bittiğinde, bahçedeki çimler arasında boşluklar kaldı, toprak toprak görünen..

Her ne kadar şimdi sırıtsa da boşluklar, bir kaç haftaya minik çim filizleri çıkacak yeniden.

Belki yeni olduklarını belli edecekler, belki diğerlerine yetişmek için daha çok zamana, suya, güneşe, enerjiye ihtiyaç duyacaklar.

Tıpkı içimize ektiğimiz yeni filizlenen tohumlar, kazanmaya çalıştığımız alışkanlıklar gibi.

Ve fakat anlamalıyız ki bu bir yarış değil.

Yeteri kadar zamanımız var bahçemizi yeşillendirmek için..

Dahası, mükemmelin peşinde koşmak da değil yaşamak..

Belki bir kaç zamana, yeni yabani otlar fark edeceğim bahçede..

Belki yenilerine vesile olacak deneyimlerim..

Belki de, şu an için bana masum görünen diğer aykırı otları ayıklamaya hazır olacağım ve o zaman, tekrar sıvayacağım kollarımı..

Ellerim yeniden toprak kokacak..

Oturup tekrardan ineceğim köklerine, birer birer ve nazikçe..

Sonra, o boşlukları yeniden dolduracağım toprakla, serpeceğim çim tohumlarını..

Ve bahçede yine oluşacak o boşluklar..

Belki Mia kazacak toprağı ve özenerek beslediğim çimlerin bir kısmı solacak belki..

İşte o zaman, herşey yeniden başlayacak..

Tıpkı hayat gibi..

Artık biliyorum ki, mükemmel yemyeşil bir bahçeye sahip olmak değil yaşamak ve fakat kabul edebilmek bahçenin döngüsünü..

Tıpkı yaşamın döngüsü gibi..

Ve hayat, doğada saklı..

Bakıp, görmeyi bilebildiğimizde..

Namaste