Haziran 2018

Kendime yola çıkalı baya olmuş, farkında değilmişim.

Segovia, Aralık 2012
İlk defa tek başıma yola düştüğümü sanarken ben, meğersem ilk defa içime düşmüşüm.
Cebimde Madrid’den Paris’e tek yön bir uçak bileti ve sırtımda minik bir sırt çantası.
Bu, kendi başına bir hikaye.
Diğer her yol hikayesi gibi..

Olympos, Mart 2015
Kendime çıktığım yolculuğun bilinçli olarak başladığı yer ve zaman.
O zamanlar adını koyamamış olsam da, ‘gitmek’ kavramının benim için değiştiği yer.
Nereye gidersen git,
İçinedir yolculuğun !
Ne kadar uzun gidersen git,
İçin kadardır yolun.

Herkes gibi, benim de oldu büyük laflarım bu yolda..
Taa ki ettiğim büyük lafların hepsini bir bir yaşadığımı fark edene kadar.
Ve bir de şimdilerde bırakmaya çalıştığım fakat bugünlere kadar çokça kullandığım “Asla…”.
Kimi zaman karakterimizin oturduğunu düşünerek kurduğumuz,
“Ben asla..” ile başlayan o büyük cümleler..

İnsan olduğumuzu unutarak,
Ve yolda değiştiğimizi..
Evet insanız biz.
Ve evrendeki diğer her şey gibi,
Değişiyoruz.
An be an..
Fark etmesek de..
Hayatlarımızın değiştiğini kabul etmek istemesek de..

Değişmek illa ki büyümek değil.
Kötüden iyiye bir yolculuk da değil,
İyi veya kötü de değil,
Ve fakat günün sonunda DEĞİŞİYORUZ !
Bir kalıba sokmak gerekmiyor değişimi bana göre..
Sadece kabul etmek gerekiyor.
Değiştiğimizi ve hep de değişeceğimizi..
Bu sebeple de, o çok sevdiğimiz ASLA’lar ile yaşayamayacağımızı bir ömür.

Son üç yılda bıraktığım veya beni bırakan bir çok şey oldu.
İnsanlar
Davranış modelleri
Alışkanlıklar
Besin maddeleri

Ve her seferinde aynı şeyin nasihatını aldım.
“Asla deme..Varsayımlarda kaybolma”
Açıkçası ilk zamanlar tam olarak kastedileni anlamadım.
Zihnim arka planda sürekli çalışıyor tabi, kendisi hayatımızın en güçlü muhalifi.
“Nasıl yani. Asla asladır. İstemiyorum ve istemeyeceğim ki..Büyük konuşmamak değil bu, kendini tanımak.”
Direndim !
Taa ki tanıdığımı sandığım kendimin ve yaptığım seçimlerimin, her gün değişebileceğini anlayana kadar..

Belki bir gün gelecek ve ben bugün istemediğim bir çok şeyi istiyor olacağım.
Belki tam tersi, bugün tercih ettiklerimi yarın tercih etmeyeceğim.
Neden olmasın?
Garantisi mi var?
Neyime güvenmek ki bu?
Bunu okurken, sizin de muhalif zihinleriniz araya giriyor olabilir..
“Neyine olacak, karakterine.”
Ve güzel haber,
Karakter dediğin, ben dediğin, benim seçimim dediğin her şey de bir gün değişebilir.
İlla büyük değişiklikler olmak zorunda değil hayatında veya karakterinde.
Ve fakat, çoğu zaman küçük değişiklikler büyük değişimleri getiren..

En somut örnek, yoga eğitmenlik eğitimim süresince seçtiğim ‘Tapas”.
Tapas Yoga öğretisinin temelinde yatan ilkelerden biri ve Sanskritçe’de “içinde yanan ateş, tutku, öz disiplin”..
Beni bilen gerçekten bilir ki, “tatlı” benim için bir keyif, bir tutku.
Sağlıklısını bulursam ve yaparsam ne âlâ…
Mesela dondurma..
Toplarca, kilolarca yediğim..
Kimi zaman şeker komasına girmekten korkarcasına, hunharca sevdiğim.
Uzun lafın kısası, Yoga yolculuğumuzda Deniz Hoca & Taner Hoca, bize bir “tapas”, tutkuyla bağlandığımız ve fakat hayatımızda işlevsel olmayan bir alışkanlığımızdan eğitmenlik süresince uzak durmamızı istediklerinde, aklıma ilk gelen şey : TATLI !

Herkes teker teker sıralarken, dilimin ucunda ve söylemeye korkuyorum.
Altı ay tatlısız nasıl geçer hayal bile edemiyorum o zamanlar!!!
Tarih : Ocak 2018
Ve endişe dolu yüzüme şahit olan Taner Hoca,
“İşte tam da o söylemeye korktuğun şey Kübra” diye dürtüyor beni..
Ve ağzımdan çıkıveriyor..
“Tapasımı şeker olarak seçiyorum ve şekeri bırakıyorum”
Zihnim zangır zangır titriyor, sevgili muhalefet..
“Bırakamazsın ki. Nasıl bırakacaksın..Çok mutsuz olursun. Bence hemen değiştir Kübra..”
Ve geldiğimiz noktada şekersiz geçirdiğim 6. ayın içindeyim..
Şurada kaldı inzivaya 20 gün..
Ve bu demek oluyor ki, 20 gün sonra bilimum dondurma ve dışarıdaki her türlü tatlıyı yiyebilirim.
Ve fakat istiyor muyum?
Şimdilik tercih etmiyorum, istemiyorum.
Ve yarın ne olacağını bilmiyorum..
( Zihnim fırlıyor aradan, yaramaz bir çocuk gibi : ASLA! )
Hiçbir şeyi değilse bile, Asla dememeyi öğrendim bu yolculukta..

Ve bu yolda, bir gün Deniz hoca ile zihin, vrittiler ve ahamkara’dan bahsederken ( başka bir yazının konusu olacak kadar uzun ve derin konular )
Deniz hoca soruyor tüm zerafetiyle :
“Sizce bir yoga hocası vegan mı olmalıdır? Veya alkol ve sigara tüketmesi yanlış mıdır?”
Bazılarımız çok sert ve kesin çizgilerle “Asla!” diye tepki gösteriyor.
Ve fakat, bakıyorum içime..
Asla diyecek bir şey yok ki..
Nasıl bu kadar büyük konuşabilirim?
Nereden bilebilirim yarın canımın alkol almak isteyip istemeyeceğini..
Ve nereden bilebilirim, yarın bir hastalığa yakalanıp yakalanmayacağımı,
Tek çözümün ise etteki proteinde olmayacağını..

Asla; evrenin tüm olasılıklarını hiçe sayıp, evreni ve işleyişini kontrol etme isteğinden başka bir şey değil bana göre.
Ve güzel haber,
Kontrol ettiğimizi düşündüğümüz hiçbir şey kontrolümüz altında değil.
Ve biz, küçük insancıklar,
Her şey ve her şey bizim için..
Belki sen de, eğer benim gibi “asla”ların varsa,
Belki bırakmayı değil ama onlara bi’ bakmayı deneyebilirsin..
Ve belki kabul edebilirsin, akışı, zamanı, değişimi.
Böylelikle, belki kendine uyguladığın şiddet bir nebze olsun azalır.
Ve belki, bir zamanlar “asla” dediğin şeyi ister bulursan kendini günün birinde,
O gün kendini isteklerinden dolayı suçlamak yerine,
Belki kabul edersin değişimi..
O an olduğun “sen”i..

Namaste